|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Kadromuz | Başarılarımız | Basında Açılım | Kurs Programları | Haberler | Rehberlik | İnsan Kaynakları | İletişim | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
KATEGORİLER |
Etkili Çalışma ve Öğrenme
Etkili çalışma ve öğrenme kitabımız , hayatınızın her alanında başarınızı artıracak ve yardımcı olacak çözümler,öneriler sunmaktadır...Yararlanmanız dileğiylee...
ETKİLİ ÇALIŞMA VE ÖĞRENME Öğrenme Nedir? Öğrenme, kişinin yaşantısı sonucu davranışlarında meydana gelen kalıcı davranış değişikliğidir. Bu nedenle çalışma sonucunda davranış değişikliği gözlemlenemiyorsa öğrenme gerçekleşmemiş demektir. İnsanın bilinçli bir varlık olarak neyi, niçin ve nasıl yapacağını bilmek hem hakkı hem de insan olma sorumluluğunun gereğidir. Öğrenme işinin zaman, amaç, merak ve irade ile yakın ilgisi vardır. İrade ve zamanın nasıl kullanılacağını bilmek, öğrenme yollarını bilmektir. Öğrenmede kişisel ve çevresel etkenlerin yanında “ tekrar ve yaşantı”nın da büyük bir önemi vardır. Düzenli ve bilinçli yapılan tekrarlar öğrenmede kalıcılığı sağlar. “Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak şarttır.” Balzac Bir Öykü: Ermiş Bir adam ermişlerden birine cennet ve cehennem arasındaki farkı sormuş. Ermiş adama: “Gel sana cehennemi göstereyim.” demiş. Birlikte odalardan birine girmişler. Bir grup insan büyük bir tencerede pişmekte olan yemeğin çevresinde oturuyormuş. İnsanların hepsi aç ve çaresizmiş. Her birinin elinde bir kaşık varmış ama kaşıkların sapı o kadar uzunmuş ki kaşığı yemekle doldursalar bile bir türlü ağızlarına götüremiyorlarmış. Çektikleri ıstırap dayanılmazmış. Ermiş bir süre sonra: “ Seni şimdi de cennete götüreceğim” demiş. Bir başka odaya girmişler. Bu oda da diğerine benziyormuş. Ortada kaynayan yemek tenceresi, yine insanlar ve yine aynı uzun saplı kaşıklar fakat herkes çok mutlu ve tokmuş. “Anlayamadım” demiş adam. “Her şey birbirinin aynı ama öteki odadaki insanlar mutsuzken, bu odadakilerin hepsi mutlu.” Ermiş gülümsemiş.“Çok basit. Bu odadakiler birbirlerini beslemeyi öğrendiler.” “Ben bilemediğimi bildiğim için diğer insanlardan akıllıyım...” Sokrates
İlgi ve istek duyduğunuz konulara odaklanmanız ve bu konuları kavramanız daha kolaydır. Ancak hayatta sadece yapmak istediklerinizi yaparak yaşayamazsınız. Hayatınızın önemli bir kısmı yapmak zorunda olduğunuz işlerden oluşur. Öğrenmek istediğiniz konulara karşı doğal bir konsantrasyonunuz varken, ilgi duymadığınız konularda konsantrasyon zorluğu çekersiniz. Böyle durumlarda şu soruları bilinçli olarak yanıtlamalısınız: -Tam olarak ne öğrenilecek? -Bunun amacı nedir? -Bu konu neden önemli? -Bu konu en iyi nasıl öğrenilir? -Nereden başlamalı? Bireylerin çeşitli türdeki ihtiyaçları motivasyonlarını etkileyen faktörlerdendir. Öğrenme de diğer pek çok ihtiyaç gibi doğuştan gelen bir ihtiyaçtır. Aslında herkes başarma ihtiyacı ile doğar. Tüm insanların bir şeyler yapma, becerme, üretme ve keşfetme ihtiyaçları vardır. Özellikle yüksek başarma ihtiyacı ile doğan insanlar büyük hedefler belirler ve bu yüzden de bunları başarma motivasyonları daha yüksek olur. Doğal başarı ihtiyacı daha düşük olanlar ise hata yapmaktan korktukları için kolay hedefler seçerler ve eğer yapmaları gereken şeyler kendilerine çok zor gelirse hiç uğraşmadan terk etmeyi tercih ederler. Bir Öykü: Tez Çalışması Massachusetts Institute Of Technology’de okuyan bir lisansüstü öğrencisi bir yaz mevsimi süresince her gün üzerine siyah beyaz çizgili bir tişört giyerek Harward futbol sahasına gider. 15 dk boyunca sahayı bir baştan diğer uca yürüyerek yerlere kuş yemi serper. Daha sonra cebinden hakem düdüğü çıkartıp öttürür. Yağmur çamur demeden her gün aynı saatte aynı hareketleri törensel bir ciddiyetle yapar. Derken sonbahar gelir, futbol mevsimi başlar. Harward futbol takımının ilk maçı oynanacaktır. Siyah beyaz tişörtlü hakem başlama düdüğünü çalar ve o anda olanlar olur. Yüzlerce kuş sahaya hücum eder ve doğal olarak maç ertelenir. Bu arada öğrenci tezini vermiş ve mezun olmuştur. Öğrenilmiş Çaresizlik Nedir? Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin herhangi bir durumda çok sayıda başarısızlığa uğrayarak, bir şey yapsa da hiçbir şeyin değişmeyeceğini, olayların kendi kontrolünde olmadığını, o konuda bir daha asla başarıya ulaşamayacağını düşünüp, deneme cesaretini kaybetmesidir. Öğrenilmiş çaresizlik, hepimizin içinde az ya da çok vardır. Hepimiz bir şeyleri defalarca deniyor, yanılıyor, başaramıyoruz. Sonra bir daha yanılmamak için bir daha denememeyi öğreniyoruz. Bu sırada şartlar değişiyor. Eğer denersek başarılı olabileceğimiz bir hale geliyor ama biz ezberlediğimiz gibi yaşamaya devam ediyoruz. Arazi değişiyor ama bizim zihin haritamız değişmiyor. Böylece başarısızlığı öğrenmiş oluyoruz. Öğrenilmiş çaresizlik üç şeyi zayıflatır : Akıl, istekler ve duygular! Öğrenilmiş çaresizlik insanlarda üç önemli yetersizliğe neden olur : Motivasyonel zayıflama, entelektüel zayıflama ve duygusal zayıflama. -Öğrenilmiş çaresizlik yaşayanlar önce tutkularını kaybederler. -Öğrenilmiş çaresizlik yaşayanların akılları ve düşünme yetenekleri de zayıflar. - Öğrenilmiş çaresizlik yaşayanların duyguları da zayıflar. İstatistiklere göre bir çocuk ergenlik yaşına gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne babasının, “yapma, elleme, dokunma,” gibi sözlerini duyuyor. Böyle olunca da çocuk da büyüyünce “yapamama”, “edememe” özellikleri gelişiyor ve özgüvenini yitiriyor. Bir Deney: İçinde bir büyük ve çokça küçük balığın olduğu kocaman bir akvaryum gözleniyor. Haliyle büyük olan acıktıkça küçükleri yiyor. Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor. Böylece akvaryum ikiye ayrılıyor. Büyük balık bir tarafa küçük balıklar da diğer tarafa yerleştiriliyor. Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca deneme yapıyor. Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda büyük balık artık diğer tarafa geçmek için mücadele etmeyi bırakıyor. Deneyin sonunda cam bölme kaldırılıyor. Büyük balık küçükleri yemek için hiçbir hamle yapmıyor, saatler geçtiği halde onları yemediği görülüyor.
“Hayallerinle kendi arandaki cam bölmeyi kaldırdığın zaman kendi gücün ile tanışacaksın”. Bir Öykü: Şapka İki şapka üreticisi şirket, işe yeni aldıkları iki pazarlamacı delikanlıyı Afrika’ya göndermişler. Birinci delikanlı kısa süre sonra merkeze şu mesajı göndermiş: -“Burada kimse şapka giymiyor, satış olasılığı yok.” İkinci delikanlının mesajı ise şöyleymiş: -“Burada kimsenin şapkası yok, satış imkanı çok.” Ya ümitsizsiniz, Ya da ümit sizsiniz. Ya çaresizsiniz, Ya da çare sizsiniz… Behçet Necatigil Garantili Bir Şekilde Bunalıma Girip Başarısız Olmanın Yolları ! Yorum biçimi bir seçimdir. İster depresyonu seçersiniz, ister motivasyonu. Garantili bunalım için, istediğiniz her sonucu alamadığınız her denemenizi, kendinize “Ben hiçbir şeyi beceremem zaten,” diyerek açıklayabilirsiniz. Böylece başarısızlığı geçici değil kalıcı, dışsal değil içsel, değişebilir değil değişmez nedenlere bağlayarak kendinizi başarıya bloke edebilirsiniz. Maruz kaldığınız kötü durumun açıklamasını kendinize geçici değil sürekli, herkesin başına gelen değil sadece sizin başınıza gelen, hayatınızın bir alanında değil her alanında geçerli olan, dıştan değil içten kaynaklanan bir tarzda yapın. Bu yorum biçimi çaresizliği dibine kadar yaşamanızı sağlayacaktır. İnsanlar seçtikleri yorum biçimine göre iyimser ya da kötümser olarak tanımlanırlar. Atışı basket olmayınca, “Bugün çok şanssızım.”diyen kişi, başarısızlığı dışsal ve değişebilir bir duruma bağlamıştır. Bu iyimser bir yorum tarzıdır. “Çalışmadım, olmadı.” deseydi, gene içsel ve değişebilir bir nedene bağlamış olurdu. Bu da iyimser bir yorumdur. Bir atış basket olmayınca, atışı kaçıran kişi, “Ben beceriksizin tekiyim, zaten hiçbir işi başaramıyorum, yaşlandığımda da başarısız biri olarak evimdeki köpek tarafından yenmiş halde bulunacağım.”derse bu kötümser yorum tarzıdır. Başımıza gelen olayların bir kısmı bizim kontrolümüzde değildir ama o olayları yorumlama biçimimize dikkat ederek o olayın kendimiz üzerindeki etkisini yönetmek elimizdedir. Bir Öykü: Bakış Açısı Arjantinli ünlü golfcü Robert De Vincenzo, yine bir turnuvayı kazanmış ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve klüp binasına gidip oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı. Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına doğru yürürken yanına bir kadın yaklaştı. Kadın başarısını kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı öykü De Vincenzo’yu çok etkilemişti. Hemen cebinden bir kalem çıkarttı ve turnuvada kazandığı paranın bir miktarını yazdı çek defterine. Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona: - “Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın.”dedi Ertesi hafta öğle yemeği yerken Profesyonel Golf Derneği’nin bir görevlisi yanına geldi. -“Otoparktaki görevli çocuklar bana geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra yanına bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler.” dedi. De Vincenzo evet anlamında başını salladı. -“Sana bir haberim var. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta bir çocuğu da yok. Seni fena halde kandırmış arkadaşım.” De Vincenzo : -“Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?” diye sordu. -“Hayır, yok.” dedi görevli -“İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber.” dedi De Vincenzo. Hedefinizi Belirleyin! Bir şeyi elde etme sürecinde ne istediğini belirlemek yani hedefleri oluşturmak ilk adımdır. Hedef belirleme, çalışmak için itici güçtür; çünkü istenilen, varılması gereken bir nokta vardır. Bu noktaya ulaşmak ise ancak çalışmakla olacaktır. Ne istediğine henüz karar verememiş bir kişinin çalışmak için azmi olamaz. Bu nedenle vakit kaybetmeden çalışmaya başlamalıyız. Unutmamak gerekir ki hedefimize ulaşmamız bu süreci nasıl değerlendirdiğimize bağlıdır. İnsan bir şeyi gerçekten istemeye görsün, hiç bir şey aşılmayacak kadar yüksek değildir. “Hedefler, başlangıçlarınıza anlam katar”. Hedefe Ulaşmada Başaracağınıza İnanın! Hepimiz hayatımızda yapmış olduğumuz işlerin başarıyla sonuçlanmasını isteriz. Dolayısıyla başarıyı “hedef” olarak belirlememiz ve buna gerçekten inanmamız gerekiyor. Bazen içimizden bir ses bize bunu yapamayacağımızı fısıldar. Bunu duyduğumuzda, hissettiğimizde etkilenebiliriz. Önemli olan bu etkiyi her zaman pozitif yöne çevirmek, hedefimize ulaşmada araç olarak kullanmaktır. Başarı için gerekli güç içimizde, o fısıldayan sesin hemen yanı başında. Bu gücü harekete geçirmek bizim elimizde…. Başarıya ulaşmak için hedefe doğru yılmadan, vazgeçmeden adım atmamız gerekir. Her adımda, her soruda, her nette hedefimize daha da yaklaşırız. Unutmayalım ki, mermeri delen suyun gücü değil, sürekliliğidir…. “Önemli olan BİLMEK değil, YAPABİLMEKTİR”. Bir Öykü: Hayal Hırsızı Babasının işi nedeniyle çocuğun ortaöğretimi kesintilere uğramıştı. Yedinci sınıftayken büyüdüğü zaman ne olmak ve ne yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istemişti öğretmeni. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan yedi sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini çizdi. Binaların, ahırların, koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün öğretmenine sunduğu yedi sayfalık ödev tam kalbinin sesiydi… İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir sıfır ve dersten sonra beni gör uyarısı vardı. -“Neden sıfır aldım?” diye sordu öğretmenine çocuk. -“Bu senin yaşındaki bir çocuk için hiç gerçekçi olmayan bir hayal dedi öğretmeni. Paran yok, gezgin bir aileden geliyorsun, kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziye sahip olman lazım. Damızlık hayvanlar bulman gerekiyor. Bunları başarman imkansız. Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan o zaman notunu yeniden gözden geçiririm. Çocuk evine döndü uzun uzun düşündü. Ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü. Öğretmenine: -“Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin, ben de hayallerimi…” dedi. Tembel ama zeki bir öğrenci,matematiği sevmez ve ders sırasında uyumaktadır. Teneffüs zili çalar ve bizimki uyanır. Tahtada gördüğü matematik problemini ev ödevi sanarak defterine geçirir. Eve döndüğünde günlerce uğraşır ama soruyu çözemez. En sonunda her nasılsa soruyu çözer. Bir sonraki matematik dersinde, öğretmenine ev ödevini gösterip cevabını kontrol etmesini ister. Öğretmen şok olur. Çünkü öğretmenin bir önceki gün tahtaya yazdığı soru, matematik tarihinde çözülememiş soruları anlatırken örnek verdiği, cevabı şimdiye kadar bulunamayan sorulardan biridir.
Bir Öykü: Kurbağaların Yarışması Bir zamanlar yalnızca kurbağaların yaşadığı bir ülke varmış. Bir gün imkansızı başarmaya ve ülkelerinin en yüksek kulesine zıplayarak çıkma yarışması yapmaya karar vermişler. Yarışmaya yüzlerce kurbağa katılmış. Ama bir o kadarı da kurbağaların yükseğe zıplayamayacağını düşündüğünden katılmamış. Yarışma başladığında kurbağaların böyle yüksek bir kuleye zıplayabileceğine inanmayan kalabalık kulenin altında toplanıp yarışmacılara bağırmaya başlamış: “Boşuna uğraşmayın! Biz kurbağayız, kurbağalar yükseğe zıplayamazlar!” Kurbağaların bazıları hiç denemeden, bazıları da bir deneme yaptıktan sonra pes ediyor, kalabalığın arasına karışıyormuş. Onlar da aşağıdaki kurbağalara katılıp: “Boşuna uğraşmayın, biz denedik olmadı, kurbağalar yükseğe zıplayamıyorlar!” diye bağırıyorlarmış. Yarışmacı kurbağalar bir bir pes etmiş, sayıları azaldıkça azalmış. Denemeye devam eden tek bir kurbağa kalmış. Kalabalık hep bir ağızdan bu kurbağaya:“Vazgeç artık, sen bir kurbağasın, kuleye zıplayamazsın!” diye bağırıyormuş. Ve birden herkesin şaşırdığı bir şey olmuş; kurbağa kulenin tepesine zıplamayı başarmış. Oldukça şaşıran kurbağalar aşağı indiğinde yarışmayı kazanan kurbağayı tebrik etmişler. Kurbağadan hiç ses çıkmamış. Nasıl başardığını sormuşlar, yine bir cevap alamamışlar. Ve sonunda anlamışlar ki yarışı kazanan kurbağa sağırmış. “Ders alınmış başarısızlık başarı demektir.” M.S. Forbey “Bir hedef yazıya dökülmezse o sadece bir rüyadır; yazılırsa rüya gerçeğe dönüşür.” “Kaybetmenin dünyanın bütün sözlüklerinde bir tek “soyadı” vardır: VAZGEÇMEK “Kaybetmemek için zaaflarınızı, kazanmak için gücünüzü bilin…” Zamanın Ne İşe Yaradığını İnsan Zamanı Kalmayınca Anlar Başlangıçta hepimizin eşit olarak sahip olduğu tek şey zamandır. Belirleyici olan, ne kadar zamanımız olduğu değil, bu zamanı ne şekilde kullandığımızdır. Başarılı insanlar, zamanın en önemli ve biriktirilemeyen tek kaynak olduğunun farkındadırlar. Ancak bir çok insan da zamanın, denetimleri dışında boşa geçip gittiğini fark edemez. Bu kişilerin zamanı yönetme konusunda sistem ve stratejileri yoktur. Sınavlara hazırlandığınız şu dönemde en büyük kaybın, zaman kaybı olduğunu unutmamanız ve gündelik hayatınızda en çok zaman harcadığınız aktiviteleri mümkün olduğunca en aza indirgemeniz gerekiyor. Kanatsız uçan şey : ZAMAN Bir Öykü:Zaman Yönetimi Northwestern Üniversitesi Zaman Yönetimi Profesörü sınıfa girip karşısında duran dünyanı en seçkin öğrencilerine kısa bir süre baktıktan sonra kürsüye yürüdü. Kürsünün altından kocaman bir kavanoz çıkarttı. Ardından kürsünün altından aldığı bir düzüne yumruk büyüklüğündeki taşları büyük bir dikkatle kavanozun içine yerleştirdi. Sonra öğrencilerine döndü ve “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. Öğrenciler “Evet doldu.” diye cevapladılar. Profesör,”öyle mi?” dedi. Kürsünün altından bir poşet küçük taş çıkararak bunları büyük taşların arasına yerleştirdi. Öğrencilere bir kez daha, “Bu kavanoz doldu mu?” diye sordu. Bir öğrenci, “Dolmadı sanırım.” diye cevap verdi. “Doğru.” dedi profesör, bu kez kürsünün altından bir küçük kova kum alarak taşların üstünden döktü. Bu kez, “Kavanoz doldu mu?” diye sordu. Sınıftakiler hep bir ağızdan “Hayır.” diye bağırdılar. “Güzel.” dedi profesör ve kürsünün altına eğilerek aldığı bir sürahi suyu kavanoz ağzına dek doluncaya kadar boşalttı. Sonra öğrencilerine dönerek, “Bu deneyin amacı neydi?” diye sordu. Bir öğrenci hemen “Zamanımız ne kadar dolu görünürse görünsün, daha ayırabileceğimiz zamanımız mutlaka vardır.” diye atladı. “Hayır.” dedi profesör, “Bu deneyin esas anlatmak istediği eğer büyük taşları baştan yerleştirmezseniz küçükler girdikten sonra büyükleri hiçbir zaman kavanozun içine koyamazsınız gerçeğidir.” Profesör devam etti: “Nedir hayatınızdaki büyük taşlar? Çocuklarınız, eşiniz, sevdikleriniz, arkadaşlarınız , eğitiminiz, hayalleriniz, sağlığınız, bir eser yaratmak, başkalarına faydalı olmak, onlara bir şey öğretmek! Büyük taşlarınız belki bunlardan birisi, belki bir kaçı, belki hepsi. Bu akşam uykuya yatmadan önce iyice düşünün ve sizin büyük taşlarınız hangileridir iyi karar verin. Bilin ki büyük taşlarınızı kavanoza ilk olarak yerleştirmezseniz hiçbir zaman bir daha koyamazsınız, o zaman da ne kendinize, ne de çalıştığınız kuruma, ne de ülkenize faydalı olursunuz.” Çalışma Programı Hazırlayın! Etkili öğrenme, öğrenilecek olanların planlanmasıyla başlar. Bu nedenle hedefinize yönelik olarak; günlük, haftalık ve aylık programlar hazırlamanız size zamanı kullanmanız açısından yol gösterici olacaktır. Çalışma programı hazırlarken ; -Çalışma programınız, sizi saatlerce ara vermeden çalışmaya yöneltmemelidir. Günlük çalışmalarınıza en az 3 en fazla 5 saat zaman ayırın. -Çalışma programınıza dersleri 1 saat ders çalışma / ara (10-15 dk) / 1 saat ders çalışma şeklinde yerleştirin. Çalışabileceğiniz saatleri belirleyin. (Örn. 1 saat matematik/15 dk ara/ 1 saat Türkçe/15 dk ara/1 saat Fizik) -Aynı gün içinde sözel ve sayısal içerikli derslere yer verin. -Yönteminiz ; konu çalışma-tekrar-soru çözme şeklinde olmalıdır.
Haftalık Ders Çalışma Programı Örneği
Dikkat Mekanizması Dikkatin dağılması nedeniyle çalışma veriminin düşmesi hem ders başında geçen sürenin uzamasına hem de size keyif veren ve dinlenmenizi sağlayan etkinliklere daha az zaman ayırmanıza yol açar. Diğer taraftan dinlendirici etkinliklere zaman ayırmamak da başarının düşmesine neden olur. Bu durumda zihnimizi dağıtacak etkenlerin ne olduğunu bilmeli ve onları ortadan kaldırmaya çalışmalıyız. Zihnin dağılmasına yol açan iç sebepler hayal kurmak ve endişelere kapılmaktır. Ders çalışırken hayal kurduğunuzu fark ettiğinizde bir an durup ne yapmakta olduğunuzu ve hedefinizi düşünün. Önemli olan ders çalışma süresi içinde yalnızca ders çalışmak eğlence zamanlarında da yalnızca eğlenmektir. Yani yaptığımız etkinliğin planlanan zaman dilimi içinde hakkını vermektir. “Dikkat “hiç”i “herşey”e dönüştürür.” Goethe Kendinize Bir Çalışma Ortamı Yaratın -Çalıştığınız yerin temiz havalı, normal ısıda ve normal aydınlıkta olması gerekmektedir. İdeal ısı 17°- -Çalışırken gerekli olabilecek bütün malzemeler, çabuk ulaşabileceğimiz bir yerde olmalı. O dersle ilgili tüm araç ve gereçler masamızda bulunmalı. Böylece bunları almak için sık sık çalışmamızı bölmemiş oluruz. -Çalışmalarımızı masa başında ve oturarak yapmalıyız. Böylece bedenimiz de çalışmaya aktif olarak katılacaktır. Oturarak çalışmak bizde “uyanıklık” etkisi yapacaktır. -Eğer kendinize ait çalışma odanız yoksa bir çalışma köşesi oluşturabilirsiniz. Hazırlayacağınız çalışma ortamı, sizi mutlu etmeli ve motivasyonunuzu artırmalıdır.
Öğrenme ve Bellek İlişkisi Öğrenirken belleğimizi kullanırız. Belleği doğru kullanabilirseniz hiçbir bilgiyi unutmayacağınızdan emin olabilirsiniz. Burada önemli iki unsur hayal gücü ve çağrışımdır. Yapmanız gereken, hayal gücünüzü ortaya çıkarmak için size öğretilecek olan saptanmış verileri kullanarak çağrışım bağı oluşturmaktır. Bu bağ şu şekilde işlemektedir : Bellek Bellek (hafıza), yaşam boyunca öğrenilen bilgilerin, davranış kalıplarının, deneyimlerin, anıların depolanıp saklanması ve hatırlanmasıdır. Bu, yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Aynı zamanda zihnin en temel işlevlerinden biridir. Bellek, duyu organları yoluyla kazanılan algıları simgeler, dönüştürür ve bunları beynin belirli yerlerine yerleştirip biriktirir. Bellekte saklanan eski simgeler, yeni algılarla birleştirilir. Bütün bunlar gerektiğinde bilinç alanına çıkarılır, yani hatırlanır. Duyularımıza gelen bilgiler, ilk önce Kısa Süreli Belleğe yerleşir. Kısa Süreli Bellek, bilgileri tutma süresi 30 saniyeden daha kısa olan bellektir. Bu süre içinde duyu organlarıyla alınan bilgi belli bir şekilde bellek sürecine sokulur. Algılama yoluyla gelen bilgilerin çok sınırlı bir miktarı tutulur. Kısa Süreli Bellekte unutma olduktan sonra geri getirme, hatırlama söz konusu olamaz. Kısa Süreli Belleğe gelen bilgilerin Uzun Süreli Belleğe kodlanabilmesi için; mutlaka Sistematik Tekrarın yapılması gerekir. Öğrendiklerimizi kullanmak da en az tekrar kadar gereklidir. Sınadığımız bilgiler uzun süreli belleğimize yerleşir. Hatırlamak istediğimizde Ara-Bul-Geri Getir aşamaları eksiksiz gerçekleşir Gireceğimiz sınavlara kadar öğreneceğimiz her şeyi hatırlamak zorundayız. Bu yüzden öğrendiklerimizi “doğru” tekrarlama tekniğiyle yapmalıyız. Bir Öykü: Kim Daha İyi Görüyor? Adamın biri ilk defa gittiği küçük bir kasabada yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa: -“Buraların yabancısıyım.” demiş. “Parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum. Çok yakın olduğunu söylediler.” Çocuk arabanın penceresini iyice açtıktan sonra - “Ben de buraya ilk defa geliyorum ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor sanırım” Adam çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunun nasıl anladığını sormuş ister istemez. -“Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten” diye gülümsemiş çocuk. -“İyi ama.” demiş adam. “Bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malum?” -“Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez.” demiş çocuk. “Üstelik manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.” Adam gözlerini hafifçe kısarak, denileni yaptıktan sonra cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken fark etmiş çocuğun kör olduğunu. Çocuk ise konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın durumunu fark ettiğini. -“Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim.” demiş. “Görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?” Adam çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken: -“Artık emin değilim.” demiş. “Emin olduğum tek şey benden iyi gördüğündür.” - Tekrarlarımızı defter, kitap ve tüm materyalleri kapatarak yapmalıyız. - Konuyu çalıştıktan sonra tekrarlarımızı şema halinde ve anahtar kelimelerle yazarak yapmalıyız. - Tekrarlarımızı yaparken seçtiğimiz anahtar kelimeler konunun özeti niteliğini taşımalı, ana fikrini yansıtmalı ve bize konuyu hatırlatmalıdır. - Özet notlarımız bütünlük taşımalı, öğrendiklerimizi hatırlatacak, mevcut bilgiyi harekete geçirecek bir özellik taşımalıdır. - Kağıt üzerindeki tekrarlarımızı grafik ya da şematik olarak belirtmeye çalışmalıyız. Şematik olan her şey hafızamızda daha kolay kalacaktır. Daha zor unutulacaktır. - Tekrarlarımız şematik olduğunda, sayfalarca süren bir konuyu daha kolay anlaşılır bir biçime getirebiliriz. Bir sonraki tekrarlarınız ise böylece daha az zaman alacaktır. “Tekrarlar, hayatı güçlendirici pozitif alışkanlıklar geliştirir”. Tekrarların Şematik Olarak Yapılmasına Bir Örnek TARİH ÖNCESİ DÖNEMLER Yontma Taş Cilalı Taş Maden -Mağara -Köy/Kabile -Bakır -Anaerkil -Ataerkil -Tunç -Avcılık-Toplayıcılık -Tarım -Demir -Göçebe -Yerleşik
-ATEŞ Uzun Süreli Bellekte bilgilerin kalıcı hale gelmesinde sistematik tekrarın önemi büyüktür. Bu tekrarları, örnekte görüldüğü gibi, şema yöntemiyle yapmak, hem pratik olmanızı sağlayacak hem de kalıcılığı artıracaktır. Bu şekilde her dersi daha rahat hatırlayabilirsiniz. Kısa kısa göze çarpan, anahtar kelimelerle, şekillerle, değişik, ilginç tanımlamalarla ve özet bilgilerle her ders için şema yöntemini kullanabilirsiniz. Bu yöntemle konunun büyük bölümünü aynı anda ve daha net görebilirsiniz. Unutmayın, hiç tekrar yapılmadığında, öğrenilenlerin ortalama %80’i unutulur. “Bir şeyi daha iyi yapmanın önkoşulu, yaptığınız şey üzerinde düşünmenizdir”. Bir Öykü: Bir Kelebeğin Dersi Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi. Ardından sanki ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi ona. Sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi. Böylece adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi; eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye başladı. Bunun üzerine kelebek kolayca çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük kanatları buruş buruştu. Adam izlemeye devam etti. Çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu. Ama bunlardan hiç biri olmadı! Kelebek hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de asla uçamadı. Adamın iyi niyeti ve yardımseverliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığı ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çaba, kelebeğin bedenindeki sıvının onun kanatlarına gitmesini ve bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlıyordu. Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır. Yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlememiz mümkün olsaydı bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik. Asla uçamazdık. Yaşamınızı korkusuzca yaşayın, zorlukların tümüne göğüs gerin ve onların üstesinden gelebileceğinizi açıkça gösterin.
Başarılı öğrencileri gözlemlediğimizde hemen hepsinde not tutma alışkanlığının yerleşmiş olduğunu görürüz. Ancak öğrencilerin büyük bir kısmı bu alışkanlığı gerçekleştirmede güçlük çekmektedirler. Buradaki en önemli sıkıntı, ya öğrencinin her şeyi aynen not almaya kalkması, ya da anlatılanlardan bağımsız not tutmaya çalışmasıdır. Öğrencinin not tutması öğrenmede esastır. Not alma, metnin kenarına ya da kitabın uygun kısımlarına veya öğretmenin anlattıklarını yeniden organize ederek ayrı bir deftere aktarmak olabilir. Not alabilmek için önemli bilgiyi mutlaka ayırt etmek gereklidir. Not Tutmanın bir takım avantajları vardır; Uyanıklık ve dikkat Derse aktif katılım Motivasyonda artma Geribildirim alma (öğrenme düzeyi hakkında fikir edinme) Derste not alma 3 adımda gerçekleşmektedir: 1)Dersten önce ön hazırlık yapma 2)Dersi dikkatli dinleme ve ders süresince not alma 3)Dersten sonra çalışmak için alınan notlardan yararlanma Not Almada 3 Noktaya Dikkat Etmek Gerekir 1)Notlar dersin ana noktalarını ve özetini içermelidir 2)Öğrencinin daha sonra bilgileri hatırlayabilmesi için yeterli ayrıntılara ve örneklere yer vermelidir 3)Notlar dersin örgütlenmesini yansıtmalıdır. Zamanı Artırmanın Yolları Enerjisini harcamak, kişiliğini ve yeteneğini geliştirmek çabası içinde olan öğrenci için sınavlara hazırlanma sürecinde en büyük engellerden biri, pek çok isteğini gerçekleştirecek zamanı bulamamaktır. Oysa güne belirli bir programla başlarsanız ve kendi kendinizle bu programa uyacağınız konusunda anlaşırsanız günü verimli bir şekilde yaşar ve hayattan zevk alırsınız. Bilgisayar ve İnternet Bilimsel ve teknolojik gelişmeler baş döndürücü hızla artıyor. Bilgisayar ve internet de bu hızla hayatımızın her köşesine girdi. Kontrolsüz kullanıldığı zaman özellikle çocuklarda ve gençlerde problem başlıyor. Psikolojik ve bedensel gelişimlerini, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyebiliyor ve okul başarılarının düşme nedeni olabiliyor. Bilinmelidir ki; bilgisayar kullanmak ya da internetten faydalanmak tek başına kişinin yaşamına asla olumsuz etkide bulunmuyor. Olumsuz etki ancak kişinin bilgisayarı, interneti yanlış kullanması sonucu ortaya çıkıyor. Öyleyse bilgisayar oyunları, chat ya da internette geçirilen zamanın çok fazla olduğuna nasıl karar verebiliriz? Eğer bilgisayar başında geçirilen zaman kişinin yaşamında bazı güçlükler yaşamasına, örneğin derslerinde başarısız olmasına, ödevlerini yetiştirememesine, sosyal yaşamdan uzaklaşmasına neden oluyorsa, bu durumda bilgisayar başında çok zaman geçirildiği düşünülebilir. Kuşkusuz her çocuğun, gencin, bireyin chat yapma, bilgisayar oyunu oynama ve internette gezinme nedeni farklıdır. Anne babalar bu durumu değerlendirirken çocuğun farklılığını göz önünde bulundurmalıdır. Gençler bilgisayar başında bir günde ne kadar vakit geçiriyor? 15 yaşından küçükler; 1-5 saat 16-19 yaş grubu; 1-7 saat 20-24 yaş grubu; 1-10 saat 24 yaşından büyükler; 30 dk ile 15 saat arasında İnternet cafelerde bilgisayar kullanma oranı: 10-15 yaş grubu arasında sohbet, oyun,ödev amaçlı 16-19 yaş grubu arasında sohbet ve oyun amaçlı 20-24 yaş grubu arasında ve 24 yaş üzerinde e-posta, oyun ve sohbet amaçlı kullanılıyor. AİLEDE ÇATIŞMA OLABİLİR !!! Eğer çocuğunuz; Zamanın çoğunu bilgisayar başında geçiriyorsa,
Bilgisayar ile vakit geçirmediği zamanlarda sıkıldığını ifade ediyor ve huzursuz oluyorsa, Başından kaldırsanız bile tekrar bilgisayar başına dönüyorsa, Ödev yapmak ya da ders çalışmak yerine bilgisayarla vakit geçiriyorsa, Bilgisayarı sosyal aktivitelerine ve arkadaşlarına tercih ediyorsa, Öğretmenleri de dersler ve başarısı konusunda şikayetçi olmaya başladıysa, Çocuğunuzun bilgisayar kullanımı ile ilgili bazı önlemler almanız yararlı olacaktır. “Çocuğa küçük şeylerden zevk almasını öğreten, ona en büyük serveti bırakmış olur.” (Etienne Gilson) NELER YAPILABİLİR ?? 1-Sanal Yerine Doğal Ortam Çocuklarınızı arkadaşları ile doğal yollardan görüşmeleri için yönlendirebilir, onlara yeni olanaklar yaratabilirsiniz. Yaz kampları, hafta sonu doğa yürüyüşleri, evde ve bahçede yapılabilecek etkinlikler, hobiler, spor karşılaşmalarının izlenmesi gibi aktif ve doğal etkinliklerine katılmasına yardımcı olabilirsiniz. 2-Spora Yönlendirme Spor, çocuklar ve gençlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimleri için son derece gerekli bir aktivitedir. Çocuğunuza uygun bir spor çalışması seçebilir ve haftanın 2-3 gününü spor yaparak geçirmesini sağlayabilirsiniz. 3-Arkadaşlık İlişkileri Desteklenmeli Çocuğunuzun arkadaşlık ilişkilerini desteklemeniz onu, var olan arkadaşlık ilişkilerini sürdürmek ve yeni arkadaşlık ilişkileri kurması için yüreklendirecek, böylece çocuğunuz bilgisayarda çok uzun ve gereksiz zaman geçirmek yerine arkadaşları ile olmayı seçecektir. 4-Sosyal Beceri Eğitimi Çocuklar ve gençler kendi akran grupları içinde iletişim kurmaya özendirilebilir. Eğer çocuk ya da genç iletişim kurmada, iletişimi başlatmada ve sürdürmede güçlük çekiyorsa, sosyal beceri eğitimlerinden faydalanabilirler. 5-Profesyonel Yardım Bunları uyguladığınız halde çocuğunuzun giderek bilgisayar oyunlarına, bilgisayarda sohbet etmeye bağımlı bir hale geldiğini gözlüyorsanız ve bu durum çocuğunuzun okul başarısını, sosyal yaşamını olumsuz etkiliyorsa bir psikologdan yardım alabilirsiniz. 6-İnternet Kullanım Sözleşmesi Aile- çocuk internet kullanım sözleşmesi, bilgisayar ve internetin çocuklarınız tarafından etkili bir biçimde kullanılmasına yardımcı olabilir. Ders Çalışmanın İkinci Büyük Düşmanı Televizyon !!!! Yapılan araştırmalar, gençlerin zaman kaybetmesine en çok sebep olanın bilgisayarın yanı sıra “televizyon” olduğunu ortaya çıkarmıştır. Düğmeye basana kadar hakimiyet sizindir. Düğmeye bastıktan sonra hakimiyet televizyona geçer. Buna engel olmak için; Hangi programların sizin için izlenmeye değer olduğuna karar verin ve izleyeceğiniz programları hazırladığınız programlara ekleyin. Hiçbir özelliği olmayan, sıradan ve daha önce birçok kez benzerini izlediğiniz programlara zaman ayırmayın. Telefon Konuşmaları ve Mesajlaşma Ders çalışmayı engelleyen sebeplerden biri de zamansız gelen ve zamansız edilen telefonlardır. Telefona sürekli gelen ve yazılan mesajlar da dikkatimizi böler. Çalışırken aklına gelen bir soruyu yöneltmek ya da aklına gelen bir şeyi söylemek için telefon başına gitmek sık sık rastlanan bir durumdur. Ayrıca gün boyu sürekli telefonuna gelen mesajlara bakan ve bunlara cevap yazan öğrencinin çalıştığı Öyleyse ne yapalım ? Günlük telefon konuşmaları için önceden bir süre planlayın. Tüm konuşmalarınızı bir defada yapın. Çalışmalarınızı yaparken mesaj yazma ve okuma yapmayın. Konuşmalarınızda gerekli noktaları konuştuktan sonra, “çalışmam gerekiyor” demekten asla vazgeçmeyin. Ders çalışırken telefon görüşmesi, mesaj yazma ve okuma için derse ara vermeyin. Çünkü bu şekilde derse ara vermek, tüm dikkati ve motivasyonu bozacaktır. Toplumumuzun en önemli problemlerinden biri hayır diyememekten ötürü üstlenilen birtakım yükümlülüklerdir. Bu durum, sınava hazırlanan bir öğrencinin zamanını çalan çok önemli bir faktördür. Çoğu kez istemeden arkadaşlarımızla buluşur ve onlarla gerekli olmayan etkinliklerde bulunuruz. Bu, hem zaman kaybına yol açar hem de istenmeden yapıldığı için bizleri sıkar. Bu yükümlülükten kurtulmanın tek yolu, karşımızdaki kişilere “Sana değil, istediğine hayır diyorum” mesajını yansıtabilmektir. Sınırlarınızı koruyun. Saygı duyulmaya, fikrinizi değiştirmeye ve hayır demeye hakkınız var. Sınırlarınızı korumanıza karşınızdakinin vereceği tepkiye hazırlıklı olun. Karşınızdaki düşmanca davranışlar sergileyebilir, sizi utangaçlıkla, onu yönlendirdiğinizle ilgili suçlayabilir. Ancak onun davranışı ya da tepkisinden siz sorumlu değilsiniz. Eğer değer verdiğiniz biriyse, ona yardım edebilirsiniz ancak kendinizi ondan sorumlu hissetmek zorunda değilsiniz. Sıkıntı çekmek yerine hayır demesini öğrenmek, stresinizi azaltıp engeller. “Çok üzgünüm ama…” demeden “hayır” demeyi öğrenin. “ Çok üzgünüm ama…” tarzı ifadeler insanları, sizin suçluluk duygularınız üzerinde oynamalarına doğru yönlendirir. Sınav Başarısını Düşüren Faktörler -Sağlık problemleri -Sınav Kaygısı -Etkili ders çalışma tekniklerinin uygulanmaması -Sınav taktiklerini uygulamamak -Okuma hızının çok düşük olması -Kitap okuma alışkanlığı kazanmamak -Motivasyon yetersizliği, ders çalışamama Açılım Dershaneleri Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Servisince bu konularla ilgili öğrencilerimize seminerler ve grup çalışmaları yapılacaktır. Sınavdan Önce Uygulanacak Taktikler -Sağlık problemleriniz varsa mutlaka konuyla ilgili gereken önlemleri alın. -Gireceğiniz sınav uzun bir hazırlık ve öğrenme süreci gerektiren bir sınavdır. Bu nedenle son gün ders çalışmaya uğraşmak hem stressinizi artıracak hem de zihninizin karışmasına neden olacaktır. -Sınavdan önce gürültülü ve yorucu ortamlarda bulunmayın. Sıkıntı ve endişenizi gidermek için temiz havada kısa bir yürüyüş yapın. -Sınavdan bir gün önce sınav dışındaki konulardan konuşmaya çalışın. Sınavla ilgili konuşmak endişelerinizi artırabilir. -Aileniz ve arkadaş çevrenizdeki sınav sonucunuz ve başarınız ile ilgili olumsuz değerlendirmeler yapan ve sizin kaygınızı artıran kişilerle görüşmeyin. -Olaylarla ilgili olumsuz düşünceler üretmek hem sizi karamsarlığa götürecek hem de gereksiz yere yoracaktır. Bu nedenle sınav öncesinde geçmişteki başarılarınızı düşünerek olumlu bir tavır içinde olmalısınız. -Akşam yatmadan önce hafif bir akşam yemeği yemelisiniz. İçinde uyarıcı bulunan çay, kahve gibi içeceklerden uzak durmalı ve ilaç kullanmamalısınız. Böylece gece rahat uyuyabilirsiniz. -Gece normal saatinizde yatarak uykunuzu almaya çalışın Yatağa çok erken girerek uyumaya çalışmak uykunuzun tamamen kaçmasına sebep olabilir. İyi bir uyku düşünme enerjinizi ve soru çözme hevesinizi artıracaktır. Dinlenmeden ve uykusuz gireceğiniz bir sınavda zihniniz yorgun olacağından dikkatinizi toplamakta zorluk çekebilirsiniz. -Sınav günü için sizi rahat ettiren giysiler ve ayakkabı seçin. Bir gece önce giyeceklerinizi hazırlayın. -Sınavda gerekli olacak tüm belgeleri ve malzemeleri (kalem, silgi v.b ) yatmadan önce hazırlamalısınız. -Sabah kahvaltınızı olağan şekilde yapın. Aç karnına veya çok dolu mideyle sınava girmek sakıncalıdır. Acıkabileceğinizi düşünerek yanınıza ufak tefek bir şeyler alabilirsiniz. -Sınavdan birkaç gün önce sınava gireceğiniz merkeze giderek ulaşım koşullarını, ne kadar sürede oraya ulaştığınızı ve zorunlu ihtiyaçlarınız için gerekli yerleri öğrenin. -Evinizden iyi bir moralle ayrılın. Kendinize ve başaracağınıza inanın. -Sınav yerinize geç kalmamak için evden erken çıkın. Sınavdan yarım saat önce sınav yerinde olun. Sınav Anında Uygulanacak Taktikler -Sınava başlarken olumsuz düşünceleri zihninizden uzaklaştırmalısınız. Olumlu şeyler düşünüp kendinizi sakinleştirmelisiniz. Birkaç kez derin nefes alıp verin. -Sınav görevlilerini dikkatle dinlemeli ve gerekli kurallara uymalısınız. -Bu sınava uzun ve yorucu bir çalışma sürecinden geçerek hazırlandınız. Bu nedenle sınav anında kimsenin bilgisini almaya çalışmayın ve kim olursa olsun cevaplarınızı göstermeyin. -Gireceğiniz sınavda hangi alandan kaç soru geleceği bellidir. Her grup test için belli bir süre ayırmalısınız. Testleri çözersek en iyi bildiğiniz testten en zorlandığınız testlere göre sıralama yapmalısınız. İlk önce zayıf olduğunuz bir bölümden soru yapmaya çalışmanız hem zaman kaybına hem de moralinizin bozulmasına neden olacaktır. Bu testi en sona bırakın. -Bir soru karışık ve zor gördüğünüzde hemen atlamayın. Sınavdaki soruların çoğu üzerinde yorum yapmayı gerektirir. -Zamanı kontrol altında tutabilmek için, cevap kağıtlarınıza onuncu, yirminci, otuzuncu dakikada geçmeniz gereken yerleri işaretleyin. Bu yöntem de, “zaman nasıl geçmiş, farkında değilim” gibi bir ifadeyle yüz yüze kalmamak açısından önemlidir. -Bilmediğiniz soruları mutlaka boş bırakın. Önemli olan çok soru yapmak değil, çok net çıkarmaktır. Boş bıraktığınız sorulara zamanınız kaldığında geri dönebilirsiniz. -Sınavda sadece sınava konsantre olun. -Süreyi son saniyeye kadar kullanın. Erken çıkmanın hiçbir faydası yoktur. Cevaplarınız bitse bile kalan süreyi kontrol ederek geçirebilirsiniz. -Sınav soruları %10 çok kolay,%20 kolay,%40 normal,%20 zor ve %10 çok zor kategorilerinden oluşur. Bu nedenle tüm soruların çok zor ya da çok kolay olma olasılığı yoktur. -Çok zor bir soruya asla takılıp kalmayın. Böyle bir durumda, moralinizi bozmadan diğer soruları cevaplandırmaya geçin. Zamanınız kalınca bu zor soruyla tekrar uğraşırsınız. Unutmayın ki zor bir soru yapmak size kolay bir soru yapmaktan daha fazla puan getirmeyecektir. -Sorularda bulunan anahtar kelimeler ve cümleler size yol gösterecektir. Cümlelerin olumlu ya da olumsuz anlamına dikkat edin, gerekirse altlarını çizin. -Test içinde bir bölüme başlamadan önce, o bölümü hızla gözden geçirin. Böylece testin yapısındaki ve soru sayısındaki değişikliklere karşı kendinizi düzenlemiş olursunuz. Gözden geçirmek size o bölümde nelerle karşılaşacağınızı gösterir. -Zamanı iyi kullanmak, sınavda oldukça önemlidir. Sınavda geçen her dakikanın farkında olarak, her dakikadan en üst düzeyde yararlanmak gerekmektedir. Bunun için, sınavda yanınızda bir saat bulunması faydalı olacaktır. -Zihninizin dağılmasını önleyin. Testteki her bir bölüme geçmeden önce kısa bir dinlenme aralığı vermeniz, zihninizin programlı bir şekilde dinlenmesini sağlayacaktır. Ancak bu sürenin 10 ya da 20 saniyeyi geçmemesine özen gösterin. -Sorulan soruya yanıt olmayacak seçenekleri eleyin. Doğru olabileceğini düşündüğünüz iki seçenek arasında kalırsanız, cevapların ayrıntılarına dikkat edin. -En doğru cevap isteyen bir soruda, her seçeneğin bir dereceye kadar doğru olacağını, ancak bunlar arasından en doğru olanı bulmanız gerektiğini unutmayın. Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar
| Yorum Yaz
|
![]() DUYURULAR |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Adres: Şehit Fethibey Cad. No:78 Pasaport / İZMİR Tel: 0.232 489 58 95 - 441 00 27 Fax:0.232 483 58 35 | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| tasarım & kodlama: Abbas TOKATLI & MyDesign | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||